4/01/2010

Şahika

Burada oturmuş, kalemi parmaklarımın arasında bir aşağı bir yukarı hareket ettiriyorum. Dünyanın dönüşüne bağlı bi döngüye takılı kalmış yaşıyorum, birkaç günü tekrar edip duruyorum. Günbegün aynı şeyleri görüyor, aynı tepkileri veriyorum, aynı düşüncelere sahibim. Günlük elimden gelen, azami, önemsenmeyecek derecede farklılıklar. Toplumsal normların asil çizgisinde sarsıntısızca ilerliyorum her saniye. Sanki, bugünü sağ salim atlatabilirsem, askıda hayallerim yarın dönüp geri gelecek sanıyorum. Kendimi sarsıp, böyle geçen her anımın neye dönüşebileceğini görmemi sağlayabileceğim cevaplarım yok.
İstasyonda beklerken, üzerlerine ışıklar yanıp sönenleri görüyorum, benim gibi, teker teker hepsini, bu soğukluğu, yalnızlığı içlerine sindirmiş büyük çoğunluğu.
Her hareketlerinden belli oluyor, saklayamıyorlar diye düşünürken karşı koltuğa çekingen görünümlü biri oturuyor. Temas kurabilmek için gözlerimi ona çevirip beni farketmesini bekliyorum. Bakışımı yakalayınca sıkılgan bi tavırla kafamı öne eğip yüzümün kızarması için kendimi zorluyorum. Benim sıkılganlığıma gülmeye başladığını gördüğümde gözlerimi devirip ilgisiz bi tavır takınıyorum ve ardından ona dik dik bakıyorum. Yerinden kımıldamıyor. Soluğundaki cansızlıktan, o an bulunduğu ortama ne kadar yabancılaştığı hissedilebiliyor. Sanki herşey donuklaşıyor, silikleşiyor ve o, üzerine yanıp sönen ışıklarla renklendikçe istasyon sahnesinde yakın planda çekime giriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İsimsiz yanılsamalar

Hilesini bilseniz bile sizi kolayca kandırabilecek bir optik yanılsama vardır: İnsanlara ne kadar uzaktan bakarsanız, o kadar kusursuz görün...