7/19/2026

İsimsiz yanılsamalar

Hilesini bilseniz bile sizi kolayca kandırabilecek bir optik yanılsama vardır: İnsanlara ne kadar uzaktan bakarsanız, o kadar kusursuz görünürler. Kendinizi ise en çıplak hâlinizle görürsünüz; hem güçlü hem de zayıf yanlarınız gözünüzün önündedir. Oysa başkalarını genellikle sadece dünyaya sundukları yüzleriyle tanırız. Bu yüzden ilk bakışta her şeyi çözmüş, hayatını taş gibi sağlam kurmuş, sevdikleriyle çevrili bir sanat eseri gibi görünürler.

Ama bu sadece bir yanılsama. Çünkü uzaktan bakınca çatlakları fark edemezsiniz. Adımlarının sağlam olmadığını, aslında ne kadar kolay şekil alabileceklerini göremezsiniz. Kendi kişiliklerini kabul edilebilir bir hâle getirmek için yıllarca uğraşmışlardır. Hayatlarını inşa etmek için başkalarının desteğine ihtiyaç duymuşlardır. Ve hâlâ bitmemiş bir çalışma olarak devam ederler.

Bu kırılganlık hepimize tanıdık gelir, ama başkalarında gördüğümüzde yine de şaşırtıcıdır. Neden topluma karşı emin olduğumuz halde kendi içimizde şüphe duyarız? Belki de bizi harekete geçiren şey tam da bu çelişkidir: Daha fazlası olmak istemek, asla tamamen tatmin olmamak. Belki de birbirimize fazla dokunmadan geçebilmek için mesafemizi korumamızı sağlar. Ya da belki bizi birbirimize çeken şey budur: hâlâ birbirimize ihtiyaç duymamız, birbirimizi desteklemek için bir bahane aramamız. Çünkü hiçbir şeyin kesin olmadığını hatırlatmaya hepimizin ihtiyacı var. 

7/19/2025

İsimsiz hisler

 
Uzun zaman önce ailemle birlikte yürüyüşe çıkmıştık. Amacımız, hayatımda göreceğim ilk şelaleye ulaşmaktı. O dönemde daha yeni yeni yürüyordum, yolun büyük bölümünde annemin, babamın ve bizi bu keşfe çıkaran teyzenin kucağında taşındığımı hatırlıyorum. 
Suyun dökülüşünü gördüğümde büyülenmiştim, o tarifsiz an zihnimde silinemez bir iz bırakmıştı. Sonra gezip gördüğüm hiçbir nehrin ihtişamı buradaki duygu yoğunluğuyla boy ölçüşemedi. 
Tepenin kenarından süzülen dik bir patika boyunca ilerledik. Patika bizi en sonunda altımızda kalan inanılmaz yüksek boşluktan karşıya taşıyan uzun ve dar bir köprüye götürdü. 
Karşıda bizi incecik bir su şeridi bekliyordu. Daha da yukarıda saklanan bir nehirden süzülüp aşağıya çarpana kadar neredeyse buhar oluyordu. 
Etrafımızı sarıp sarmalayan uzun çam ağaçları, gölgeler, sudan yansıyan ışık parçaları büyülü bir battaniye gibi üstümü örtüyordu. Her adımda ağaçların fısıltıları suya karışıyordu.

Yıllar sonra, gerçeklik ile hafızam arasındaki sır perdesini aralamak üzere yeniden yola koyuldum. Orada yine patika, köprü ve su vardı. Buraya ilk geldiğimde içimde uyanan coşkuyu canlı tutup zihnimde yüceltmek için, gördüğüm diğer görkemli akıntıların izlerini, mucizevi bir şekilde, bu küçük çağlayan ve kısa boylu köprüye eklemiştim yıllarca. 

Taptaze gözlerle tekrar bakabilmeyi umuyorum, beklenti olmadan, anı olmadan, ilk gördüğümdeki gibi güçlü duygularla.
Bazen ruhumun derinlerine yuva yapmış bunun gibi şeylerin dile gelip sorduğunu sanıyorum: "Güzel miyim?"
Güzel olsan da benimkisi öznel bir düşünce olmaz mı yalnızca? Biri için çok derin ve kişisel olan, hatta hassas, mahrem sayılabilecek, kendi özünü tanımlayabilecek şeyler, bir yağmur damlasının şemsiyeye çarpıp kaybolması gibi bir başkasının göğsündeki zırha çarpmaz mı? O çağlayanın kulağımda çınlayan güzel sesi, kalabalığın gürültüsünde kaybolmaz mı?

10/21/2024

İsimsiz saatler

 
İçinden geçtiğimiz her anın henüz bilmediğimiz yüce bir anlamı olabileceğini düşünmeden edemeyiz öyle değil mi? Hızla akan güne inat bir durup anın tadını çıkarmayı başarsak, o yüceliği de sıkıca kavrayıp bizimle götürürüz gittiğimiz yere kadar. 
Aslında hayatın büyük bölümünü unutup gideriz. Hem de anında, henüz o anı yaşarken. Büyük ihtimalle bugün de parmaklarımızın arasından kayıp gidecek, unutulmuş diğer günlerin arasında eriyince, tıpkı dünkü gibi vücudumuzu aynı yol aralığında bir ileri bir geri ittirip hiçbir şeye ne bir adım yaklaşıp ne uzaklaşabildiğimiz gelgitlerle tertemiz olmuş bir yarına uyanacağız. 
Son bir haftayı olanca güçle havaya fırlatıp bir şeylerin geri düşeceğini ümit ediyorsun, bugüne dair yanına alabileceğin herhangi bir şeyler. 
Bir şarkıda dediği gibi: nasıl oluyor? vakit bir türlü geçmezken yıllar hayatlar geçiyor...

7/19/2024

İsimsiz fotoğraflar

Eski zaman fotoğraflarına bakarken -hiç yaşamadığın anlar için derin sızılarla nostalji duyarak- bastıran yola çıkma hissine karşı koymak zordur.


Yol kenarında durup, bizden önce yaşayıp ölmüş, sayıları artık azalsa da o eski evlerde uyumuş, bulutsuz gecelerde başını kaldırıp aynı yıldızlara bakmış, aynı havayı solumuş ve yine de bizimkinden bambaşka bir dünyada yaşamış insanları, çamurlu sokaklarda çok önemli görünen hayatlar yaşamalarını, hikayeleri bilindik olsa da bilinenin dışına çıkma riskleri olmasa da yaşamaya devam edişlerini seyretmek.


Geçmiş, görünmez bir turist gibi ziyaret edebildiğim yabancı bir ülke benim için. Orada yaşayanları, neyi niye yaptıklarını anlamayı beklemiyorum. Zamanın hızından koruyan düz çerçeveli siyah-beyaz dünyada yalnızca bir fotoğraf çekip, yoldaki çukurlarda önceden yağmış yağmurun izlerini taşıyan kendi yansımamı görebildiğim durgun ve berrak göletler gibi, o zaman diliminde biraz daha oyalanabilmem için orada gülümseyerek beklemeleri yeterli.

5/22/2024

güvenlik açığı

 Bir yavru ceylan doğduğunda ya da bir fil, bir karınca ya da civciv yumurtasından çıkınca kısa sürede ayaklanıp yaşamaya alıştığı halde bir bebek uzun süreler boyunca emekliyor, konuşamıyor, hayattan hiçbir şey anlamıyor. 

Belki de bu yüzden, bir kayıkçının denizde yol alması gibi, gittiğimiz yönün tersine bakarak ilerliyoruz hayatta. Nereden geldiğimizi görürken nereye gittiğimizden habersiz. 

Önümü görerek kürek çektiğim bir hayatı düşünmeden edemiyorum.

Gelecekteki anılarımızı yıllar öncesinden bekleyerek gerçekleştiğini görmek. Kalıcı dostlarımızı, önemli zamanlarımızı bilmek, yapacağımız hatalara hazır olmak. Okullarda unutmayı öğrenmek. Eskide kalacak dostlarımızla son kez görüşüp ayrı yollara gitmek. 

Etrafımızdaki insanların her zaman bizimle olacağını düşünmemize gerek kalmazdı. En mutlu olacağımız zaman aralığını bilir, zamanı gelince keyfini gerçekten çıkarırdık. 

Sonunda dünya güvenimizi kazanırdı.

Güven duymanın nefes almak gibi doğal olduğu bir dünya hayal ediyorum. Tereddüt etmeden hayatın derin maceralarına dalabileceğimiz, bizi destekleyeceğini bildiğimiz yeni insanlara sarılmanın sıradan olduğu bir dünya. Herkesin birlikte çabaladığı, bilinmeyen korkusunun insanı alıkoymadığı, güveni bol bir dünya.

2/29/2024

İsimsiz hikayeler

Ana karakter sensin. Gelişen hikayenin merkezinde parlayan yıldız, başroldesin.

Etrafında arkadaşların ve ailen, yardımcı rollerde.

Eş-dost, tanıdıklar, merkezden biraz daha uzağa saçılmış, yıllar içerisinde bir görünüp bir gözden kaybolur.

Ama arka planda zayıf ve bulanık görünümde rastgele gelip geçen kimseler var.

Her biri en az senin kadar canlı ve karmaşık hikayelerinin içinde.

Kendi hevesleri, kaygıları, yanlışları, alışkanlıkları, arkadaşları, başarıları, çılgınlıklarının yüküyle geçip giden hayaletler.

Senin hayatın bir sonraki sahneni aydınlatırken, onlarınki, kendi hikayelerinin geçmişiyle, karakterleriyle ve sayısız başka hikayenin sarmaş dolaş olduğu bir sis içinde sönmeye başlıyor. 

Belki sen de bir keresinde o hikayelerin içinden geçmiş olabilirsin. En sevdiğin mekanda kahvenden bir yudum alırken, trafikteki binlerce araçtan birindeyken, sabaha karşı ışığı yanan bir pencere olarak... bir hikayenin arkaplanında flu bir hayalet olmuşsundur belki.

10/31/2023

İsimsiz dertler

 "Buradasın"

En başta, ümitsizce kaybolmuş hissediyordun. Bu yabancılığı üstünden atmak için hayatını güvenli bir dairenin içine alacak biçimde dünyanın haritasını çizmeye koyuldun.

Önündeki boş haritayı bir kaşif gibi doldurmalıydın. 
Hayata dair tatmadığın her şey seni ıstırapla kıvrandırıyordu.  
Bilemeyeceklerine, deneyimleyemeyeceklerine dair sorular birikmeye başladı.


"Bir adım atmalısın" 

Sırf o adım için kapatman gereken nice kapıları düşündün:
yapmadığın ya da yapamayacağın, riskli olduğunu sandığın ve belki de öyle olmayan şeyler, varmak için bilet bile almadığın hedefler, biraz uzakta parlasa da yalnızca gözünde tüttürdüğün ışıklar, son anda vazgeçtiklerinle dolu alternatif bir geçmiş, zihninin boş odalarında istiflediğin kurdelesi çözülmemiş hayaller... tam buradasın ve burada olmak için vazgeçtiğin her şey.

Cevapsız sandığın bir yığın soru.


"Soluk mavi nokta" 

Evrenin küçücük bir noktasını biliyor olmamız ne tuhaf. Oysa bir ömür, bir hayat, bir dünya, devasa kavramlar. Yine de ayakta durabilmek için bir sürü varsayıma güvenmek zorundayız. Üstelik bunu sadece bir anda, bir bedende ve bir yerde hapsolmuş halde yapmalıyız. O yüzden bahanelere sığınıyoruz, içinde yaşadığımız halde gözümüzden kaçırdığımız her şeye dair.


En baştaki yabancının ta kendisi olsak da evimizde gibi hissederiz. Canavarların yardımıyla. Çizgi çizgi doldurduğumuz haritanın köşelerinden uzanan uçsuz sisli cehennemin koruyucuları. O tarafa bakmaya bile cesaret edemeyiz ama beynimizde varlığını hisseder rahatlarız. Kendi bilindik dünyamızda bir süre ne yaptığımızın bile farkında olmadan keyifle yaşarız.

İsimsiz yanılsamalar

Hilesini bilseniz bile sizi kolayca kandırabilecek bir optik yanılsama vardır: İnsanlara ne kadar uzaktan bakarsanız, o kadar kusursuz görün...