buluşu bile hakkıyla kavrayamadı, çünkü elektrik bağlandığında Ursula'nın
gözleri ancak ölgün bir ışık seçebilecek duruma gelmişti. Ursula bundan
hiç kimseye söz açmadı, çünkü gözlerinin görmediğini anlayınca herkes onun
artık işe yaramaz hale geldiğine kalıbını basacaktı. Ursula gözlerine inen
perdenin örttüğü şeyleri belleğinin yardımıyla görebilmek için, eşyaların
nerede durduğunu, aralarında ne kadar uzaklık olduğunu, insanların
seslerini kafasına iyice yerleştirdi. Daha sonra beklenmedik bir
yardımcı buldu kendine. Kokular, karanlık dünyada eşyanın renk ve
kitlesinden daha belirleyici oluyordu. Ursula, kokuları
ayırdetmek yoluyla, doğaya yenik düştüğünü itiraf etmenin utancından
kurtuldu.
Odasının karanlığında iğneye iplik geçirip düğme dikebiliyor
ve sütün ne zaman kaynayacağını kestirebiliyordu. Her şeyin yerini
öyle bir şaşmazlıkla biliyordu ki, kimi zaman kör olduğunu
kendi de unutuyordu. Bir keresinde Fernanda, nişan yüzüğünü yitirdi,
evi ayağa kaldırdı, altını üstüne getirdi, bulamadı da, Ursula
çocukların yatak odasındaki bir rafın üzerinde yüzüğü buldu. Bunun
nedeni de basitti. Ötekiler ne yaptıklarına dikkat etmeksizin
evin içinde gezinirken, Ursula boş bulunmamak için dört duyusunu da
olanca gücüyle seferber ediyordu. Çok geçmeden, ailede herkesin bilinçsiz
olarak her gün aynı hareketleri yaptığını, aynı yolu izlediğini ve hemen
hemen aynı saatlerde aynı sözleri yinelediğini farketti. Ancak günlük
çizgilerinden saptıkları zaman, bir şey yitirme tehlikesiyle
karşılaşıyorlardı.
O yüzden Fernanda yüzüğünü yitirip de telaşa kapılınca, Ursula onun o gün
her zamankinden farklı olarak çocukların odasına girdiğini, Meme yatağında
tahtakurusu buldu diye şilteleri güneşe koyduğunu hatırladı. Çocuklar odada
olduğu için, Fernanda'nın yüzüğünü onların erişemeyecekleri tek
yer olan rafa koymuş olabileceğini kestirdi. Oysa Fernanda, yüzüğünü
her gün dolaştığı yerlerde boşuna arıyor ve günlük alışkanlıkların
kayıpların bulunmasını zorlaştırdığını bilmiyordu.
Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez
..saklanan şeyin neden yok olduğu ortada. o artık onu sakınacak kadar çok sevdiğimizi düşünüyor. bu bir nevi sevgisizlik. o da kendini kaybediyor. sakladığımız yerde durmayarak... -nil karaibrahimgil-
YanıtlaSilnilin bu yazısını okuduğumda onun yüzünde her zaman gördüğüm "banene banene bu da benim olsun hepsi benim olsun nihaha" ifadesi kendi kendine onaylanmış oldu.
YanıtlaSil