Babasıyla müthiş bir çıkmazın içine düşmüş biriyle tanıştım. Onu soluksuz bırakan bi kadına tutulmuştu ikisi de. Anlatması bana bile yetmiyordu, sanki o konuşurken ayrı ses kanallarıyla başkaları da anlatıyordu.
Tuz gibi bir kadındı. Anlattıkça dilinin üzerinde eriyordu. Başını döndürüyordu. Ama doyumsuzluğu tattırıyordu ona. Anlatmıyor da sanki 'daha çok tuz, bi avuç daha' diye inliyordu. Artık açlığı dahi hissetmiyordu anlatırken, başka birşey de hissettiği yoktu.
Babası da ızdırap içerisinde yüzüyordu. Ama bu kadın için, hele ki oğluna karşı, duyduğu ızdırap öylesine efsunluydu ki adam oğlundan bile genç görünüyordu.
Anlatılanların eksik bi yanı vardı. Kadının nasıl tavır takındığı ya da hangisiyle ne derece münasebeti olduğu meçhûldü. Etrafında fır dönen, cebi paralı, şehvet düşkünü, sevgi mahrumu bi sürüyle sürükleniyor gibiydi. Yine muhtemelen, varlıklı sayılabilecek, tanınmamış bi şairle gönül ilişkisinin ters gitmesi yüzünden bu haldeydi. Şairi kendi esiri addetmişti. Sonra ise bu adam ve babasının da tesiri altına girmesiyle, üçünün ortasına sıkışmış, belki de kapana kısılmış halde hissediyordu. Etrafına doladığı halenin gözlerini boyadığı bu üç esiri de parmağında oynatıyordu oynatmasına ama içinde yüksek sesler çıkarıp kuduran asıl duygularını açığa çıkartmaya yanaşmıyordu. Bir zamanlar şaire olan şiddetli hevesini öylesine hoyratça kullanmıştı ki kadın artık ona karşı isteksiz ve belki ona bu savurganlığında aşırıya gitmesine izin verdiği için belki de hevesini göğün en mavi katına çıkarırken üzerinde hissettiği basıncı aynı oranda yükseltmediği için dağılan akıbetini ihanet olarak görüyor ve intikam ateşini yakıyordu.
Artık bildiğinden ve görünenden çok fazla bi güce sahip olduğunun farkına varmış olmalıydı ki bu üç adamı ve özellikle de şairi savunmasız bırakacak hileli manevralar yaparak intikam ateşiyle yaktığı sigarasını onlara tattırınca bütün acısını bu üç bedene bulaştırarak canlılıklarını yok edeceğine inandığı günün hatrına yaşıyordu. Böylece, aslında hissetmediği ya da sonradan kaybettiği ve bir türlü engel olamadığı bu isteğinin esaretinden kendini kurtaracaktı.
Hikaye tam böyle olmayabilir. Öylesine şefkatli bi gürültüyle anlatılıyordu ki kendimi bu düşüncelere dalmaktan alıkoyamadım. Anlattıklarım da ara ara onun anlattıklarından kulağıma çalınan kelimelerden yola çıkarak düşüncelerime yön vermemle ortaya çıktı. Ama belki de arada bir duyduğum kelimeleri de kendim uydurmuş olabilirim. Belki bu kadın her zaman rastlayabileceğiniz, paraya dayanan ilişkilerinde pek seçici davranmayan ve bunları bana anlatan adam gibi budalalara rastgeldiğinde masumiyet piyesi yazarak gönlünü eğlendiren, bağlılık korkusu çektiği için de her defasında pişmanlık duyup uzaklaşan cüzdan hovardalarından biri de olabilir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
İsimsiz yanılsamalar
Hilesini bilseniz bile sizi kolayca kandırabilecek bir optik yanılsama vardır: İnsanlara ne kadar uzaktan bakarsanız, o kadar kusursuz görün...
-
İki tarafından kokular, renkler ve seslerin meydana getirdiği katılaşmış birer ruh yığınının sıkıştırıp daralttığı ılık bir vadinin üstünde...
-
Nasıl ve neden geldiğini hatırlamıyorsan bu hayli kalabalık kadrosu olan piyesin içine, neredeyim, hangi roldeyim, ne istenir benden ya...
-
Sevgili Ayşegül 'ün ödülüne çok sevdiğim bi filmden beni etkileyen küçük bi konuşmaya yer vererek teşekkür etmek istedim.. Hey sen! Bura...
bunu sen mi yazdın şahin? cok guzel,
YanıtlaSilama nerden estı merak ettım valla..
doyumsuzluk ıcınde doyumsuzluk doguran bır oyku..yıne de guzel :)
beğenmene sevindim ayşegül:) alejandrodan konuşup durdum bütün gece ve o kadar atıp tuttum ki oturup bi hikaye derlemezsem susacağım yoktu yani ben de tutmadım kendimi:D
YanıtlaSil