5/02/2011

günler karanlık saatlerde başlar

Dostum diyebileceğim tek insandan çok uzaktayım artık -her iki anlamda da yani hem fiziksel hem ruhsal- ama öyle değil midir, bi dostu varsa insanın, tek başınayken de kalabalık yaşar ve dostu kalmamışsa çorabını çıkarıp ayakkabısının içine sokuşturmuş derecede yalındır. 
Sayılı günlerin darlığına hapsolmuş ruhun serbest kalması gerek ki bu tür durumlarda nedense uyku bastırır. Belki rüyalarda serbest kalıyor da istediğini buluyor orada. O da uyanınca bi hayal ya da düşünce gibi uçup gidiyor.
Adamın biri bi hastahane odasında bikaç hastayla birlikte tedavi görmeye başlıyor. Odadakilerin canı, hemşire ya da ziyaretçilerin olmadığı zamanlarda öylesine sıkılıyor. Pencerenin önündeki yatakta yatan bu yeni gelen hasta, çok geçmeden, diğerlerine bi teklifte bulunuyor. Dışarıda olan bitenleri onlara anlatırsa vaktin şimdikinden daha kolay geçebileceğini söylüyor, diğerleri dışarıyı göremediklerinden merakla dinlemeye koyuluyorlar. Adam öyle güzel anlatıyor ki herkes büyük bir zevk alıyor ve çok eğleniyorlar. Günler geçtikçe pencereden gördüğü tiplere isimler vermeye bile başlıyor, onlardan kravatlı aceleci, mavi gömlekli uykucu, orta çağ kaçkını, Holywood güzeli, sünnetçi kılıklı, parti çocuğu, teneke şapkalı gibi benzetmelerle bahsediyor. Akıl almaz yorumlarla dinleyenleri gülmekten kırıp geçiriyor. Günler neşe içinde geçerken, hastalardan biri içten içe bu anlatılan tipleri kendi gözleriyle görmeye can atıyor. Sonunda bu merak giderek büyüyor ve onu çılgına çeviriyor. Pencere kenarına geçebilmek için, bi gece bizimkinin nefes almasını sağlayan aletlerden birinin borusunu tıkıyor ve adam soluk alamadığından öylece hayatını kaybediyor. Sabah hemşire kontrole geldiğinde karşılaştığı manzarayla şaşkına dönüyor ama diğer hastaların bununla ilgisinin olması akıllarına bile gelmediğinden sebebini anlamıyorlar. O gün onu morga kaldırıyorlar, pencere önündeki yatak boşalıyor. Boşalan yere geçmek isteyip istemedikleri sorulduğunda boruyu tıkayıp diğerinin ölümüne sebep olan adam hemen atılıyor ve hasta bakıcılar adamın yatağını değiştiriyorlar. Görevlilerin işi bitip odadan çıktıklarında adam sabırsızca başını kaldırıp pencereden dışarı bakıyor ve gördüklerine inanamıyor. Görebildiği tek şey, bitişikteki binanın ziftle kaplanmış kapkara duvarından başka bişey değil. Ölümüne sebep olduğu diğer hastanın anlattığı tüm o olanlar, sabahları şapkası havada uçup geçen arabanın altında kalan sıska adam, simit satıcılarının yakasını bırakmadığı altın rengine çalan kızıl saçlı güzel kadın, gömleği pantolonun belinden sıyrılmış gezen liseli çocuğun kitaplarını sürekli bi yerlerde unutuyor olması, meydandaki havuzun temizliğini yapan görevlinin kuşlarla mücadelesi ve bunun gibi biçoğu daha tamamen onun hayalinde canlandırdıklarından ibaretti. Pencerenin önündeki yatağa geçen adam, hayal de olsa mavi gömlekli uykucunun, teneke şapkalının, Holywood güzelinin sonsuza dek yok olduğunu çok geç farkediyor.
Sıkıcı günler başlıyor.

1 yorum:

  1. hepimiz aslında böyle değilmiyiz hayallerle yaşıyoruz ve hayaller bizi yaşatıyor.

    YanıtlaSil

İsimsiz yanılsamalar

Hilesini bilseniz bile sizi kolayca kandırabilecek bir optik yanılsama vardır: İnsanlara ne kadar uzaktan bakarsanız, o kadar kusursuz görün...