Kırkından fazla yaşamak ayıptır, aşağılıktır, ahlaksızlıktır. Kim yaşar kırkından fazla? Haydi, bana açıkça, elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin! İsterseniz size ben açıklayayım: Aptallar, namussuzlar yaşarlar kırkından sonra.
YERALTINDAN NOTLAR ~ F. DOSTOYEVSKİ
Ne kadar yaşlanırsam yaşlanayım hala yaşlanabiliyor olsam da gerçek sorunum büyüdükçe yaşlandığımı unutmam olmalı. Alnımdaki kırışıkların arasında parmaklarımı gezdirip hafızamın almanca diliyle ilgili bölümünü tarıyorum mesela, oralarda bir yerde olmalı bu sözcük, on yıl kadar önce o kelimeyi oraya yerleştirdikten sonra çıkarıp atmamı gerektirecek bir şey de olmadı diyorum ama ne çare ki bulamıyorum. Zihnim bütün gereksiz, sefil, eski düşüncelerin sığınağı halbuki, nereye kayboldu kim bilir. Belki de yaşlandıkça öyle bir seviyeye vardım ki tadılabilecek her şeyi tatmış olmam artık bazı şeyleri gözden çıkarmamı kolaylaştırmış ve gözden çıkardıklarımın kaybıyla bu kaybın acısını kabul etme dağarcığım, bir şeylere sahip olma, elinde tutma görüşümün etrafı yontulmuş, aşınmış, genişlemiş.
Henüz yedi yaşındayken, yedi yaşında olmanın yirmi yedi yaşında olmayı engellemeyeceğini hayal edemiyordum, hiçbir hayal gücü o kadar güçlü değil, bunu görebilmek için gözü açık ya da kapalı geçen bi yirmi yıl gerekiyor.
Beyaz saç illetinin tek bir çözümü var ve onu da ihtilalden önce bir fransız icat etmiş. Yaşlandığını kendi içinde hissetmiyorsun ama diğerleri dışarıdan bunu hemen fark ediyor. Yaşlanınca, kendinin karikatürü haline gelmiş yaşlı bir adam oluveriyorsun sadece.
Beyaz saç illetinin tek bir çözümü var ve onu da ihtilalden önce bir fransız icat etmiş. Yaşlandığını kendi içinde hissetmiyorsun ama diğerleri dışarıdan bunu hemen fark ediyor. Yaşlanınca, kendinin karikatürü haline gelmiş yaşlı bir adam oluveriyorsun sadece.
İhtiyar delikanlılar ihtiyatlı davranır. Genç ihtiyarlar işi sulandırabilir. Evrensel kabul ettikleri ile kişisel benimsedikleri arasındaki çatışmanın izdüşümünü takip ederse her iki güruh,ölene dek balonun içinde şişmeye devam edecek oysa.
YanıtlaSilkaranlıkta gittikçe hızlanarak ilerleyen bir trenin içinde doğuyor ve neden bu trende olduğumuzu, nereye gittiğimizi bilmiyor gibiyiz. bazıları yolculuğun tadını çıkarmaya başlamış, lokantada, yatakta, balkonda, bazıları oturduğu vagonu inceliyor, kimileri fısıldayarak tren hakkında, trendekiler hakkında konuşuyor, kimileri makinist hakkında, bir grup koşarak trenin başına ulaşıp makinisti bulmaya niyet ediyor, kimi koşuyor. makinist ortalarda yok. kimi pencereden sarkıyor, atlayan da var. bu arada birileri için yolculuk erken bitiyor, birileri doğmaya devam ediyor.
YanıtlaSil