Eskiden olduğu gibi. Kır yolu, kuru bir ağaç.
Estragon ve Vladimir hala ağacın yanında oturmuş bekliyorlar.
Onlar sessizce otururken zaman ilerliyor.
Elinde bir çantayla Godot girer.
Godot: İşte, buradayım. Buradayım.
Estragon ve Vladimir ayağa fırlar.
Estragon: Ne?
Godot: Geleceğimi söylemiştim. Ben geldim, Godot.
Estragon: Ama... ne işin var burada?
Godot: Beni burada beklemenizi istemiştim. İşte buradayım.
Vladimir: Hayır, olamaz...
Estragon: Evet, ama gelmemen gerekiyordu!
Godot: Nasıl yani? Neden?
Vladimir: İçinde bulunduğumuz acıklı durumu mahvettin.
Godot: Ne?
Estragon: Umut söndü, anlıyor musun? Burada, biz hariç herkesin farkında olduğu bir...
Vladimir: Olan oldu artık. Teşekkürler, Godot.
Estragon: Aman ne iyi ettin.
Godot: Neyse. Kusura bakmayın. Hala beklediğinizi duydum ve geldim işte, fena mı?
Vladimir: Anlamıyor musun?
Godot: Yoo...
Vladimir: Bu ağaç, Gogo, ben, bu... yer. Bizler umutsuzluğun ve varoluşsal kaygının numuneleriyiz.
Estragon: Yani, öyleydik.
Vladimir: Evet, sen gelene kadar. Şimdi İsmail abi tarikati o geminin gelmeyeceğini nasıl öğrenecek?
Estragon: Ondan ötede, yani bu, barış için, idealler için, ütopya için bir umuttu.
Vladimir: Tabi biliyorum, ama, gemi mevzusu daha kolay bir...
Godot: Bakın beyler, mevzunuz her neyse bozduğum için üzgünüm. Neyse, ben gidiyorum.
Estragon: Hayır, hayır!
Vladimir: Artık çok geç.
Estragon: Evet. İş işten geçti artık, bozdun bile.
Godot: Öyle olsun. Şimdi ne olacak peki?
Vladimir: Ne, ne olacak?
Godot: Ne yapmam gerek?
Estragon: Ne fark eder.
Godot: Öyleyse, beni neden bekliyordunuz?
Vladimir: Hatırlamıyorum.
Estragon: Sanırım bize bir söz vermiştin.
Vladimir: Evet, bir şey verecektin.
Godot: Ne verecekmişim?
Vladimir: Sen ne getirdin?
Godot: Hiçbir şey.
Vladimir: Hiç?
Godot: Bilmem... Ne istiyorsunuz?
Vladimir: Bekle bir saniye. Bu güzel olacağa benziyor. Yani, bizim için hiçbir şey getirmedin mi?
Godot: Şey, ben...
Estragon: İşte bu! Belki de durumu kurtarabiliriz. Günlerce seni bekledik durduk. Gelmemen gerekiyordu. Sızlanmalarımız bunun içindi sanmıştık.
Godot: Neleriniz?
Vladimir: Belki, ama belki de neyi beklediğimizi bilmeye dair ufacık bir umut kıvılcımının bizi derinden sarsmasıydı. Yani, gerçekten geliyorsun fakat bizim için hiçbir şey getirmiyorsun.
Godot: Ne istediğinizi bilmiyorum. Ne istiyorsunuz?
Vladimir: Hmm...
Estragon: Acele etme, Didi. Eğer istediğimiz şey ondaysa dokunaklı halimiz yine mahvolabilir.
Vladimir: Çok doğru. İstediğimiz şey... umut, ebedi kurtuluş için, acımasız ve anlamsız varoluştan.
Godot: Öyleyse sorun değil.
Estragon: Hadi be.
Vladimir: Dalga mı geçiyorsun?
Godot: Hayır, istediğiniz bende var.
Vladimir: Öyleyse görelim bakalım. Belki de...
Godot çantasını açar. İçinde muazzam bir ışık parlamaktadır.
Estragon: İnanılmaz. İşte bu o!
Vladimir: Nedir bu?
Godot: İstediğin her şey işte. Kurtuluş. Mutluluk. Cennet. Yani, bu fani varoluşu anlamlandırmak için insanoğlunun umudu.
Vladimir: Ama bizim hiç paramız yok. Yani...
Godot: Para istemiyorum, bedava. Alın.
Estragon: Kahretsin. Her şeyi mahvetti işte.
Godot: İstemiyor musunuz yoksa?
Vladimir: Hayır, hayır. Alıyoruz.
Godot: İşte, buyrun. Sizin.
Godot çantayı onlara verip gider.
Vladimir: Vay be.
Estragon: Çok kötü oldu.
Vladimir: Onu bir de bana sor. Şimdi varoluşçuluğumuzu kime savunacağız biz.
Estragon: Modası çoktan geçti artık.
Vladimir: Peki, şimdi ne yapıyoruz?
Estragon: Biz de gidelim. Burada beklemenin hiçbir manası kalmadı.
Vladimir: Bütün umutlarımız gerçekleştirildiğine göre...
Sessizlik. Gitmezler.
Vladimir: Berbat.
Estragon: Biliyorum. İronik, değil mi?
Vladimir: Kesinlikle.
Otururlar.
Perde.
Estragon ve Vladimir hala ağacın yanında oturmuş bekliyorlar.
Onlar sessizce otururken zaman ilerliyor.
Elinde bir çantayla Godot girer.
Godot: İşte, buradayım. Buradayım.
Estragon ve Vladimir ayağa fırlar.
Estragon: Ne?
Godot: Geleceğimi söylemiştim. Ben geldim, Godot.
Estragon: Ama... ne işin var burada?
Godot: Beni burada beklemenizi istemiştim. İşte buradayım.
Vladimir: Hayır, olamaz...
Estragon: Evet, ama gelmemen gerekiyordu!
Godot: Nasıl yani? Neden?
Vladimir: İçinde bulunduğumuz acıklı durumu mahvettin.
Godot: Ne?
Estragon: Umut söndü, anlıyor musun? Burada, biz hariç herkesin farkında olduğu bir...
Vladimir: Olan oldu artık. Teşekkürler, Godot.
Estragon: Aman ne iyi ettin.
Godot: Neyse. Kusura bakmayın. Hala beklediğinizi duydum ve geldim işte, fena mı?
Vladimir: Anlamıyor musun?
Godot: Yoo...
Vladimir: Bu ağaç, Gogo, ben, bu... yer. Bizler umutsuzluğun ve varoluşsal kaygının numuneleriyiz.
Estragon: Yani, öyleydik.
Vladimir: Evet, sen gelene kadar. Şimdi İsmail abi tarikati o geminin gelmeyeceğini nasıl öğrenecek?
Estragon: Ondan ötede, yani bu, barış için, idealler için, ütopya için bir umuttu.
Vladimir: Tabi biliyorum, ama, gemi mevzusu daha kolay bir...
Godot: Bakın beyler, mevzunuz her neyse bozduğum için üzgünüm. Neyse, ben gidiyorum.
Estragon: Hayır, hayır!
Vladimir: Artık çok geç.
Estragon: Evet. İş işten geçti artık, bozdun bile.
Godot: Öyle olsun. Şimdi ne olacak peki?
Vladimir: Ne, ne olacak?
Godot: Ne yapmam gerek?
Estragon: Ne fark eder.
Godot: Öyleyse, beni neden bekliyordunuz?
Vladimir: Hatırlamıyorum.
Estragon: Sanırım bize bir söz vermiştin.
Vladimir: Evet, bir şey verecektin.
Godot: Ne verecekmişim?
Vladimir: Sen ne getirdin?
Godot: Hiçbir şey.
Vladimir: Hiç?
Godot: Bilmem... Ne istiyorsunuz?
Vladimir: Bekle bir saniye. Bu güzel olacağa benziyor. Yani, bizim için hiçbir şey getirmedin mi?
Godot: Şey, ben...
Estragon: İşte bu! Belki de durumu kurtarabiliriz. Günlerce seni bekledik durduk. Gelmemen gerekiyordu. Sızlanmalarımız bunun içindi sanmıştık.
Godot: Neleriniz?
Vladimir: Belki, ama belki de neyi beklediğimizi bilmeye dair ufacık bir umut kıvılcımının bizi derinden sarsmasıydı. Yani, gerçekten geliyorsun fakat bizim için hiçbir şey getirmiyorsun.
Godot: Ne istediğinizi bilmiyorum. Ne istiyorsunuz?
Vladimir: Hmm...
Estragon: Acele etme, Didi. Eğer istediğimiz şey ondaysa dokunaklı halimiz yine mahvolabilir.
Vladimir: Çok doğru. İstediğimiz şey... umut, ebedi kurtuluş için, acımasız ve anlamsız varoluştan.
Godot: Öyleyse sorun değil.
Estragon: Hadi be.
Vladimir: Dalga mı geçiyorsun?
Godot: Hayır, istediğiniz bende var.
Vladimir: Öyleyse görelim bakalım. Belki de...
Godot çantasını açar. İçinde muazzam bir ışık parlamaktadır.
Estragon: İnanılmaz. İşte bu o!
Vladimir: Nedir bu?
Godot: İstediğin her şey işte. Kurtuluş. Mutluluk. Cennet. Yani, bu fani varoluşu anlamlandırmak için insanoğlunun umudu.
Vladimir: Ama bizim hiç paramız yok. Yani...
Godot: Para istemiyorum, bedava. Alın.
Estragon: Kahretsin. Her şeyi mahvetti işte.
Godot: İstemiyor musunuz yoksa?
Vladimir: Hayır, hayır. Alıyoruz.
Godot: İşte, buyrun. Sizin.
Godot çantayı onlara verip gider.
Vladimir: Vay be.
Estragon: Çok kötü oldu.
Vladimir: Onu bir de bana sor. Şimdi varoluşçuluğumuzu kime savunacağız biz.
Estragon: Modası çoktan geçti artık.
Vladimir: Peki, şimdi ne yapıyoruz?
Estragon: Biz de gidelim. Burada beklemenin hiçbir manası kalmadı.
Vladimir: Bütün umutlarımız gerçekleştirildiğine göre...
Sessizlik. Gitmezler.
Vladimir: Berbat.
Estragon: Biliyorum. İronik, değil mi?
Vladimir: Kesinlikle.
Otururlar.
Perde.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder