1/25/2014

böyle bitsin istemedim

Eskiden olduğu gibi. Kır yolu, kuru bir ağaç.
Estragon ve Vladimir hala ağacın yanında oturmuş bekliyorlar.
Onlar sessizce otururken zaman ilerliyor.
Elinde bir çantayla Godot girer.


Godot: İşte, buradayım. Buradayım.

Estragon ve Vladimir ayağa fırlar.

Estragon: Ne?
Godot: Geleceğimi söylemiştim. Ben geldim, Godot.
Estragon: Ama... ne işin var burada?
Godot: Beni burada beklemenizi istemiştim. İşte buradayım.
Vladimir: Hayır, olamaz...
Estragon: Evet, ama gelmemen gerekiyordu!
Godot: Nasıl yani? Neden?
Vladimir: İçinde bulunduğumuz acıklı durumu mahvettin.
Godot: Ne?
Estragon: Umut söndü, anlıyor musun? Burada, biz hariç herkesin farkında olduğu bir...
Vladimir: Olan oldu artık. Teşekkürler, Godot.
Estragon: Aman ne iyi ettin.
Godot: Neyse. Kusura bakmayın. Hala beklediğinizi duydum ve geldim işte, fena mı?
Vladimir: Anlamıyor musun?
Godot: Yoo...
Vladimir: Bu ağaç, Gogo, ben, bu... yer. Bizler umutsuzluğun ve varoluşsal kaygının numuneleriyiz.
Estragon: Yani, öyleydik.
Vladimir: Evet, sen gelene kadar. Şimdi İsmail abi tarikati o geminin gelmeyeceğini nasıl öğrenecek?
Estragon: Ondan ötede, yani bu, barış için, idealler için, ütopya için bir umuttu.
Vladimir: Tabi biliyorum, ama, gemi mevzusu daha kolay bir...
Godot: Bakın beyler, mevzunuz her neyse bozduğum için üzgünüm. Neyse, ben gidiyorum.
Estragon: Hayır, hayır!
Vladimir: Artık çok geç.
Estragon: Evet. İş işten geçti artık, bozdun bile.
Godot: Öyle olsun. Şimdi ne olacak peki?
Vladimir: Ne, ne olacak?
Godot: Ne yapmam gerek?
Estragon: Ne fark eder.
Godot: Öyleyse, beni neden bekliyordunuz?
Vladimir: Hatırlamıyorum.
Estragon: Sanırım bize bir söz vermiştin.
Vladimir: Evet, bir şey verecektin.
Godot: Ne verecekmişim?
Vladimir: Sen ne getirdin?
Godot: Hiçbir şey.
Vladimir: Hiç?
Godot: Bilmem... Ne istiyorsunuz?
Vladimir: Bekle bir saniye. Bu güzel olacağa benziyor. Yani, bizim için hiçbir şey getirmedin mi?
Godot: Şey, ben...
Estragon: İşte bu! Belki de durumu kurtarabiliriz. Günlerce seni bekledik durduk. Gelmemen gerekiyordu. Sızlanmalarımız bunun içindi sanmıştık.
Godot: Neleriniz?
Vladimir: Belki, ama belki de neyi beklediğimizi bilmeye dair ufacık bir umut kıvılcımının bizi derinden sarsmasıydı. Yani, gerçekten geliyorsun fakat bizim için hiçbir şey getirmiyorsun.
Godot: Ne istediğinizi bilmiyorum. Ne istiyorsunuz?
Vladimir: Hmm...
Estragon: Acele etme, Didi. Eğer istediğimiz şey ondaysa dokunaklı halimiz yine mahvolabilir.
Vladimir: Çok doğru. İstediğimiz şey... umut, ebedi kurtuluş için, acımasız ve anlamsız varoluştan.
Godot: Öyleyse sorun değil.
Estragon: Hadi be.
Vladimir: Dalga mı geçiyorsun?
Godot: Hayır, istediğiniz bende var.
Vladimir: Öyleyse görelim bakalım. Belki de...

Godot çantasını açar. İçinde muazzam bir ışık parlamaktadır.

Estragon: İnanılmaz. İşte bu o!
Vladimir: Nedir bu?
Godot: İstediğin her şey işte. Kurtuluş. Mutluluk. Cennet. Yani, bu fani varoluşu anlamlandırmak için insanoğlunun umudu.
Vladimir: Ama bizim hiç paramız yok. Yani...
Godot: Para istemiyorum, bedava. Alın.
Estragon: Kahretsin. Her şeyi mahvetti işte.
Godot: İstemiyor musunuz yoksa?
Vladimir: Hayır, hayır. Alıyoruz.
Godot: İşte, buyrun. Sizin.

Godot çantayı onlara verip gider.

Vladimir: Vay be.
Estragon: Çok kötü oldu.
Vladimir: Onu bir de bana sor. Şimdi varoluşçuluğumuzu kime savunacağız biz.
Estragon: Modası çoktan geçti artık.
Vladimir: Peki, şimdi ne yapıyoruz?
Estragon: Biz de gidelim. Burada beklemenin hiçbir manası kalmadı.
Vladimir: Bütün umutlarımız gerçekleştirildiğine göre...

Sessizlik. Gitmezler.

Vladimir: Berbat.
Estragon: Biliyorum. İronik, değil mi?
Vladimir: Kesinlikle.

Otururlar.
Perde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İsimsiz yanılsamalar

Hilesini bilseniz bile sizi kolayca kandırabilecek bir optik yanılsama vardır: İnsanlara ne kadar uzaktan bakarsanız, o kadar kusursuz görün...