1/22/2014

morttal kombat

Konu basit: nicelik ve hız eğilimi -daha fazla, daha hızlı- insan vücudu ve keyfini aşındıran etkin bir düşmandır.
Zevkten bahsetmiyorum, kapitalizm bunun her türlüsünü önümüze sunuyor, zaten en başından vaat ettiği şey de bu değil mi: hazır yiyecekler, yeni parlak ayakkabılar, deri koltuklar, geniş ekran, uyku hapları, roka, haftasonları! Kapitalizm dehası budur işte: istek uyandır ve tatmin et. Bunu durmaksızın devam ettirir. Sakallı bir adam belki kapitalizmin haz ilkesini kullandığını bile söyleyebilir.
Ama ben keyif almaktan bahsediyorum. Hayatı yaşamak, bedenini yaşamak, dünyayı kavramak ve olabildiğince yararlanmak, sağlık, güzellik, aşk ve daha fazla yaşam elde etmekten. Bir şeyden keyif almak, bir fikirden, bir yüzden, bir resimden, filmden, kitaptan, çiçek ya da bir yudum kahveden keyif almak, o deneyimin tüm çözünenlerine doymaktır, dışından içine, içinden dışına. Zevkler, yaşamdan etkilerdir, oysa, keyif, yaşam biçimidir.
Üstte bahsettiğim kapitalizm bununla aynı galakside bile olamaz. Kapitalizm vampir özellikleri taşır: bedenlerin, diğerleri için kendine hiç de yararlı olmayacak bir şekilde kullanılmasını ister. Makinenin başına geçip bir modelin daha hızlı ve daha fazla miktarda üretilmesi üzerine çalışması gerekir, hayatı boyunca asla karşılaşmayacağı başka insanlar için iyi ama kendine hiç de uymayan bir şekilde.
Makinenin başındaki kişi böyle yapınca daha diri, daha sağlıklı mı olur? Hayır. Maaşını alacak ve ondan yararlanacak tabi ama bunu yüzeysel geçmeyip biraz incelemek gerek. Bu kazanç ona ne sağlıyor: kirasını, doğalgaz faturasını zamanında ödeyebiliyor, yiyecek, ilaç ihtiyacını karşılıyor. Yani, hayatta kalmasını sağlıyor. Peki, başka? Yılda bir belki yurtdışına tatile gidiyor (buna güldüm) ya da orta halli bir restoranda arada bir şaşlık (hehe) ısmarlayabiliyor, parlak bir ayakkabı alabiliyor ve hatta tatil için gittiği otelde masaj yaptıracak kadar hovarda olabiliyor. Ama bunlar hayatının en fazla yüzde birlik bölümünü oluşturur. Her gün iş yerinde, her gün, kazandığı para sadece sabah işe gitmeden önce gece uyuyabileceği bir yer sağlıyor. Bu sonu gelmeyen çalışma hayatı onu kelimenin tam anlamıyla güçsüz, şişman, aptal ve bunalımlı hale getiriyor.
Yani kalacak bir yeri ve yiyecek yemeği var bu adamın, buna sahip olamayanlar da var dünyada maalesef, ama gerçekten yaşamaya değer gördüğü şeyler bunlar mı: yatacak bir yer, yiyecek yemek ve belki bir çift parlak ayakkabı? Cidden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İsimsiz yanılsamalar

Hilesini bilseniz bile sizi kolayca kandırabilecek bir optik yanılsama vardır: İnsanlara ne kadar uzaktan bakarsanız, o kadar kusursuz görün...