King, "bir rüyam var" demişti.
Klasik gerçek, bilindiği gibi işliyor; duyular bir gözlemde bulunur, bu gözlem hakkında kafa yorulur,
ne anlama geliyor?
ne işe yarıyor?
yenir mi?
Gözlemle ilgili yorum yapıldıktan sonra bir eyleme dönüştürülür. Örneğin, masanın üstüne bırakılmış bir kutu içecek görmem, -yakalansam da pişman olmayacağım için- gidip onu oradan aşırmamla sonuçlanır. Bu gözlem ve ardından gelen eylem, hafızada kendine bir yer bulur, kaydedilir ve edinilen bu bilgiyle gerçeklik dünyası bir parça daha şekillenmiş olur. Mesela, aşırdığım içecekte oluşan hava kabarcığı miktarı gibi bu bilginin bazı kısımları önemsizdir. Ama mesela arkadaşımın içeceğini yürüttüğüm için beni omuzlarımdan tutup silkelemesi gibi -hala hiç pişman olmasam da- bazı kısımları, gündelik yaşantıya uygulanabilirlik bakımından daha uygundur.
Tüm bunlar hiç farkında olmadan sayısız defa tekrar edilir. Bu yazıyı okuyan biri bile şu an aynı şeyi yapıyor örneğin: ekrandaki eğri büğrü çizgiler, uzun zamandır hafızada bulunan latin alfabesine ait harf kalıplarıyla eşleştiriliyor, bu çizgilerin oluşturduğu kalıplar zihinde bazı seslerle eşleştiriliyor ve çizgilerle seslerin bu düzeni bazı anlamlara çağrışım yapıyor. Bir kalıba girmiş küçük çizgilerden, insan zihninin geniş, soğuk, karanlık evreninde bir anlam çıkarımı yapılmış oluyor. Gayet hoş.
En güvenilir yemek, gerçek malzemeler kullanarak kendi ellerimizle yaptığımız yemektir. Gözlerimiz, kulaklarımız, ağzımız, iç kulağımız, dokunsal, termal, çevresel, tüm duyularımıza sonsuz güven duyarız.
Ses yalıtımlı kulaklık giyen, gözleri bağlanmış bir adam üzerinde basit ve tuhaf bir deney yapılıyor. Karanlık ve sessiz bir odada hareket etmeden yerde yatıyor adam. Alışık olduğu sürekli duyusal beslemeler sınırlandırıldığı halde gerçekliğine inandırıcı halisünasyonlar görmeye başlıyor. Bu halisünasyonlar asıl duyularla algılanıyormuşçasına gerçek görünüyor. Ama gerçek olmadıklarını biliyoruz. Gözlerimiz görmediğinde beynimizin ürettiği şeylere gerçekdışı derken, gördüğünde beynimize iletilen sinyallerle oluşan şeyleri gerçek sayıyoruz. Gördüğü ya da duyduğu şeylerin gerçekliğinden şüphe ettiğini söylese delirmeye başladığını düşünürüz.
Adamın üzerinden kaldırılan her sınırlama, duyularına tam bir itirazsız güven yüklüyor ama duyulara bu kadar güvenmek ne kadar doğru? Bu sanki bir şeylerin gerçekte var olmasından ziyade, zihnimizde karmaşık bir halde salınan olgu yansıması parçacıkların, duyuların filtreleme ya da düzenlemesiyle yine aynı duyuların kurallarına uygun halde biçimlenmesidir denilebilir. Tıpkı rüyanın içindeyken rüyayı gerçeklik kabul edip, uyandığımızda uyanıklığı gerçek olarak kabul etmemiz gibi.
Hangi gerçeği ya da rüyayı savunsak tartışmaya açık kalıyor çünkü duyularımızın yarattığı evreni yine aynı duyular aracılığıyla yorumlamak durumundayız.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
İsimsiz yanılsamalar
Hilesini bilseniz bile sizi kolayca kandırabilecek bir optik yanılsama vardır: İnsanlara ne kadar uzaktan bakarsanız, o kadar kusursuz görün...
-
İki tarafından kokular, renkler ve seslerin meydana getirdiği katılaşmış birer ruh yığınının sıkıştırıp daralttığı ılık bir vadinin üstünde...
-
Nasıl ve neden geldiğini hatırlamıyorsan bu hayli kalabalık kadrosu olan piyesin içine, neredeyim, hangi roldeyim, ne istenir benden ya...
-
Sevgili Ayşegül 'ün ödülüne çok sevdiğim bi filmden beni etkileyen küçük bi konuşmaya yer vererek teşekkür etmek istedim.. Hey sen! Bura...
"Tıpkı rüyanın içindeyken rüyayı gerçeklik kabul edip, uyandığımızda uyanıklığı gerçek olarak kabul etmemiz gibi." Hayat bence bir illüzyon olarak tasarlandı. Biz oyunun parçalarıyız. Belki de bizi izleyip alkışlayan bile vardır. Ne var ki, kısacık ama ziyadesiyle yeten bir ömürle, bu hayatı deneyimlemek yerine, bir düzen kurup kuralları belirleyip ona göre yaşıyoruz. Kaos diyorum, kaos istiyorum. Kozmos bizi içimize kapattı, her şey artık görünümler üzerinden..
YanıtlaSilfuck the system! aynen katılıyorum, çok haklısın sayın Hızarcı. insanlar zamanla birbirlerini öldürüyor, mesela önemsiz, zararsız gibi görünen "gerçekçi ol" benzeri gün içinde defalarca kullandıkları sözlerle kalan son zerresine kadar keyfini yoluyorlar koca evrenin.
Sildoctor who dizisinin amy's choice isimli bölümünü anımsadım.
YanıtlaSilözellikle o bölümün teknik olarak tamamen tardis'in içinde geçmesi ve zaman kavramının ayrı olması. sonunda dream lord'un doktor'un kendisi çıkması da bana the prisoner dizisini hatırlattı, onun da finalinde köydeki 1 numara 6'nın kendi klonu çıkmıştı.
Sildenizin videosunu izlerken videosu çekilen gözlüklü recepin videosunu izleyen kemalin videosunu postadan alırken videoya çekilen devletin videosunu izleyen fetunun videosunu kaydeden barağın videosunu gönderen uzaylı karmaşasına düştüm.
Silkadın başına bu işleri aklının almıyor diye üzülme, işsiz beyin eve gelince ekmeği, kömürü falan yerleştirdikten sonra hele bir soluklansın, yine gebe olduğunu duyunca eminim seni düştüğün karmaşadan kurtaracaktır.
SilTecebim istesin kocamı bile boşarım.
Sileminim yaparsın. kadınların efendi adam yerine piç tercihi sosyal sınıf, taraf tanımıyor tabi ki. :)
Silhatta beyimin de kıskanmayacağı tek adam o :)
Silişte bunlar hep beyin :))
Silişte bunlar hep beyin fırtınası.
SilBence de duyulara dayalı bilgilere tamamen güvenilir gerçekler diyemeyiz. Bir rengi herkesin farklı algılayabileceği gibi. Bir de duyguların meselesi kafama çok takılır. Kimsenin kimseden öğrenemeyeceği duygular, üzüntü, sevgi gibi. Bunun adını insanlar nasıl öğreniyor ve hepsi de aynı durum için bu isimleri kullanıyor. Bir şey hissediyorsun ve aa bu nefret olmalı deyiveriyorsun. Hatta mide ekşimesi bile. Mide nasıl ekşir daha önce hiç deneyimlememiş biri bu deyimi nerde kullanacağını gayet iyi hesaplayabiliyor. Midemde bir şeyler oluyor. Bu olsa olsa mide ekşimesi olur diye mi düşünüyor acaba :) yazarken cevabı buldum sanırım. Gözlemlemekle alakalı değil mi?
YanıtlaSilKesin olan tek şey matematiktir. Matematik sevmem diyenler utansın. :)
benzer sebeplerin yüksek oranda benzer sonuçlar doğurmasını baz alarak bu tür duyguların nasıl ifade edildiği hesaplanıyor olabilir. çoğu kez de yanılırız, uzmanlar bile yanlış teşhis koyabiliyor, ama mesela eski şarkılar bize güzel gelir çünkü kötü olanlarını unutmuşuzdur, bu da aynı, yanlış hesaplamaları değerlendirmeye almıyoruz galiba :)
Silİşte bunlar hep unutmak...
YanıtlaSil