12/27/2014

mathilda

Neden mi uyumuyorum? Uyumamaya çalışıyorum. Uyanabileceğimin garantisi yok. Anlamayacaksın ama sana bir şey sorayım: Bilincini yitirdiğinde nereye gidersin? Niye soruyorsam bunu sana. Bir beynin var. Elektrokimyasal bir işlem yürüten biyolojik hesaplamalara dayalı bir mekanizma, beynin. Bilincin de bu sözü geçen işlemin ortaya çıkardığı bir varlık. Başka bir deyişle, elektrokimyasal işlem sensin. Esasında, bu yaşadığın, aralıksız devam eden bir var olma. Tam bu anda sen varsın. Sürekli dizi halinde var oluşunla beraber geleceğe doğru akıp gitme algısına sahipsin. Bunu takip edebildiğini sanmıyorum. Neyse. Bazen, beyin travmaya uğrayabilir. Geçici olarak elektrokimyasal işleme devam edemeyebilir. Bir boksörün nakavt olması gibi. Bu olurken, beyin artık bilinci meydana getiren elektrokimyasal işlemi yürütmüyor. Bilincini kaybediyorsun. Şimdi bana kulak ver. Tam bu anda, bilincin, seni oluşturan her şey, aralıksız devam eden var oluşun fiziksel dünyadan tamamen yok oluyor. Sonra, bir an geçince, elektrokimyasal işlem tekrar başlayabilir. Beyinde depo edilmiş bilgi, bilincinin tekrar ortaya çıkmasını sağlayabilir. Acaba o arada geçen sürede nerede oluyorsun? Bilincini kaybettiğinde ölmüş olduğunu varsaymalıyız, değil mi? Ölü bilinç için aynı beyinde yeni bir bilincin ortaya çıkıp çıkmamasının hiçbir önemi yoktur. Yeni bilinç tamamen yeni bir insan olacaktır. Aynı beyinden ortaya çıktığı için, ölmüş olan bilincin bilişsel yapılarına ve hafızasının tamamına erişebilecek ve kendini aynı insan zannedecektir. Ama aslında artık ölü olan bir önceki bilincin beynini ve vücudunu devralan bir intihalcidir. Evet? Ruh mu? Aklı hiçbir şeye ermeyen bir çocukla konuşuyor gibiyim. Ruh diye bir şey yok. Tabiatın makineleriyiz. Ne azı, ne de fazlası. Ruh, masal aleminde yaşayanların ve dindarların uydurduğu saçma bir fikir. Hayret! Neden bu kadar yakındasın? İntihalci gölgen düşüncelerimin üzerini kaplıyor. Sen buradayken aptallaşıyorum. Seni taklitçi seni. Cevap bulmak için bana bakıyorsun, değil mi? Cevaplarım var, seni taklitçi. Gerçek cevaplar. Anlamlı cevaplar. Hoşuna gitmeyecek cevaplar. Çoğu, sırt üstü yatıp pes etmene sebep olacak cevaplar. Kalbini kıracak, içini titretecek cevaplar. Cevaplarını başka yerlerde arasan iyi edersin.

13 yorum:

  1. sadece rastlantı. olmalı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. her şeyin sebep-sonuç bağıyla örülü olduğunu düşününce, rastlantı olduğuna inanmak zor.

      Sil
  2. Sebep-sonuç bağıyla örülü bir şeyin başlaması için bir ilk şeye ihtiyacımız olmalı.Senin anılarını tamamen absorbe ederek yeni bilincin içinde yaşamaya başlayacak olan taklitçi senin ölü bir bilincin anılarını kullanarak yeni bilincinde hileli bir şekilde kendi bilincini öldürüp gelecek yeni bilince sahip sene ulaşması çok yorucu değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bir arabulucu olmadığı sürece önceki ile sonrakinin birbiriyle bağlantı kurması olası değil. aslında olabilir. ama o da akla "who created god?" sorusunu getiriyor.

      Sil
  3. Elektro-kimyasal işlemi yeniden başlatacak ara bulucuyu doğanın üstünde değil de doğanın içinde hatta merkezinde aramaya meylettiğimizi varsayarsak beyinde depo edilmiş ve başka bir bilinçte açığa çıkmayı bekleyen bilgi elbette bağlantıyı kuran olacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. işte o geçiş süresi içinde o kadar çok bilinmeyen var ki eğer bir bağlantı kurucu mevcut ise kendi bile kendisinin ara bulucu olduğunun farkında değildir. tıpkı amazonlarda kanat çırpan kelebeğin amerikada bir fırtınaya sebep olduğunun farkında olmaması gibi.

      Sil
    2. Farkında olmasına gerek olmadığı için ara bulucu olacak zaten tıpkı kelebek gibi.İlk kıvılcımı yaktıktan sonra algılayan bilinç düzeyinde yoluna devam edecek.

      Sil
  4. o bütün çekiciliğiyle karşımda konuşuyormuş gibi hissediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ama aynı zamanda bu konuşmayı bir başkasına yapıyor olma ihtimali geçiyor aklımdan.

      Sil
  5. Yorucu. Ben boyle seyleri sorgulamayi birakali cok oldu, biliyorsun ya.

    YanıtlaSil
  6. 2009dan beri buradasin demek. Hala hüküm sürüyor olman takdire şayan. BayŞah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu "BayŞah" oluşta canımı acıtan bir şeyler var. Hüküm sürmekten bahsedince aklıma geldi. Aslında Şah'ı tatmin eden şey uzun süre hüküm sürmesi değil, akıntısına kapılan herkesin iyice bileceği gibi, bu tehlikeli bir nehirdir. Yüzeyde su hızlı ve düzgünce akar, ama kaptan dikkatsiz ya da düşüncesiz bir manevra yaparsa, nehirdeki girdaplarla ve sığlıklarla tanışır. Gemi bu tehlikelerle karşı karşıya kaldıkça kaptanın alnında derin çizgiler belirmeye başlar. Can sıkıntısını gidermek için neşeli şarkılar söyleyip ıslık çalar durur. Gemi de ilerliyor gibi görünmesine rağmen olduğu yere çakılı kalmıştır, pruva (geminin baş tarafı) bir kum setinin üzerine oturmuştur. Gördüğün gibi, çimlerin üzerine ayaklarını uzatmış da olsa insan sonsuz gelişim kapasitesine sahip, aynı zamanda kendi kendine de sonsuz zarar verebilme kapasitesi var. Yani, biri, klinik açıdan tamamen canlı olmasına rağmen ruhsal olarak cansız olabilir. Doğrusu, hakikat, tam şu an ne düşünüyorsan o. Karar vermekte serbestsin, yalnız, dikkatini bir ayrıntıya çekmeden geçmek istemiyorum: insanın esas hatalarından biri nedir biliyor musun? Hayatın bekleme odasında sıkıntıdan uyuklamaya başladığı halde kendini canlı sayması. Doğru zaman, doğru yer, doğru insanlar, başarıya eşittir. Yanlış zaman, yanlış yer, yanlış insanlar ise gerçek insanlık tarihinin neredeyse tamamına eşittir. Hakikat, algılandığı kadarıyla gerçektir. Hakikat değişmez, o yüzden şimdiyi yaşamak gerek, değil mi? Çünkü hükmü pek uzun sürmeyecek. Hakikat değişmez, algılanış biçimi değişir. Burada 2009'dan beri yazılanlar arasında canını sıkan şeyler olduysa kusuruma bakma. Yolda tanımadığın bir yabancıyı çevirip iki çift laf etmenin teşvik edildiği yerlerde yaşadığım için inanıyorum ki bir fikir seyahatine çıktığında şansa olabildiğince fazla yer açmalısın. Çünkü rastgele hareket etmek, gözlem yapmayı ve insanın ufkunu genişletmeyi azami seviyelere çıkarmak için en iyi plan.

      Sil

İsimsiz yanılsamalar

Hilesini bilseniz bile sizi kolayca kandırabilecek bir optik yanılsama vardır: İnsanlara ne kadar uzaktan bakarsanız, o kadar kusursuz görün...