Bir yavru ceylan doğduğunda ya da bir fil, bir karınca ya da civciv yumurtasından çıkınca kısa sürede ayaklanıp yaşamaya alıştığı halde bir bebek uzun süreler boyunca emekliyor, konuşamıyor, hayattan hiçbir şey anlamıyor.
Belki de bu yüzden, bir kayıkçının denizde yol alması gibi, gittiğimiz yönün tersine bakarak ilerliyoruz hayatta. Nereden geldiğimizi görürken nereye gittiğimizden habersiz.
Önümü görerek kürek çektiğim bir hayatı düşünmeden edemiyorum.
Gelecekteki anılarımızı yıllar öncesinden bekleyerek gerçekleştiğini görmek. Kalıcı dostlarımızı, önemli zamanlarımızı bilmek, yapacağımız hatalara hazır olmak. Okullarda unutmayı öğrenmek. Eskide kalacak dostlarımızla son kez görüşüp ayrı yollara gitmek.
Etrafımızdaki insanların her zaman bizimle olacağını düşünmemize gerek kalmazdı. En mutlu olacağımız zaman aralığını bilir, zamanı gelince keyfini gerçekten çıkarırdık.
Sonunda dünya güvenimizi kazanırdı.
Güven duymanın nefes almak gibi doğal olduğu bir dünya hayal ediyorum. Tereddüt etmeden hayatın derin maceralarına dalabileceğimiz, bizi destekleyeceğini bildiğimiz yeni insanlara sarılmanın sıradan olduğu bir dünya. Herkesin birlikte çabaladığı, bilinmeyen korkusunun insanı alıkoymadığı, güveni bol bir dünya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder